"İstanbul'un göbeğinin göbeğinde, Soho'da yaşıyorum.
Ben dairemi döşenmiş olarak aldım. Ama kendi zevkime göre döşenmiş, her şeyini seçeneklerin içinden kendim seçtim. Size de öneririm, yok böyle bir rahatlık.
İnanması güç ama Soho'da alışveriş merkezi, spa, fitness center yok.
Aslında bu özellik insanın yaşantısına inanılmaz bir 'privacy' katıyormuş, ben de yaşamaya başlayınca anladım. Kalabalık sizin yaşadığınız yere gelmiyor, siz istediğinizde
kalabalığa gidiyorsunuz.
Peki, canım alışveriş merkezine, spa'ya, fitness center'a gitmek istediğinde ne yapıyorum bilin bakalım.
Sıkı durun söylüyorum.
Otoparka iner gibi yürüyüş tüneline iniyorum.
Evet yanlış duymadınız 'yürüyüş tüneli'! Zorlu Center'a, metro istasyonuna ve metrobüs durağına 1-2 dakikada gidebileceğim bir tünel bu. Benim Soho'nun tam önünden geçiyor. Canım isterse Zorlu Center'a, canım isterse metro ile Kanyon'a ya da Taksim'e gidiyorum. Öyle harika bir durum ki, dışarısı sıcakmış, soğukmuş, yağmurluymuş, falanmış filanmış görmüyorum bile, tünelden yürüyorum, 200 metre sonra Zorlu'dayım.
Soho'nun daha neyini anlatayım ki, koridorlarda tam sessizliği sağlayan halılarını mı, girişinin ihtişamını mı, rezidans servislerinin mükemmelliğini mi, yalnızca
77 dairesi olmasının getirdiği ayrıcalıklı yaşantısını mı?
İyi ki Soho'lu olmuşum.
Teşekkürler Soyak."
Not: Soho'da yaşamaya başlayınca eminim sizler de benim gibi düşünecek, sizler de Soho'yu benim gibi anlatacaksınız. Soho'da görüşmek üzere.
Hoşça kalın.